Görsel, İşitsel, Dokunsal Öğrenme Semineri

dsc2604“Öğretmen gelişim seminerleri” kapsamında Edutasyon’ un organize ettiği “Görsel, işitsel ve dokunsal öğrenme stilleri” ve “Zihin haritaları ile hızlı ve kalıcı öğrenme” isimli Küçükyalı Tekden Koleji’ nin ev sahipliğini yaptığı seminerlerde bulundum.

17 Kasım 2012’ de bir gün süren seminerlerde ilk olarak jonklör ve eğitimci Serdar Güven tarafından dikkat ve konsantrasyon çalışması yaptırıldı.

dsc2607Daha sonra asıl konu olan “Her Çocuk Farklı Öğrenir: GİD ile öğrenme (Görsel, İşitsel, Dokunsal Sistem), Melike URAL GÜNTAN’ ın sunumuyla devam etti. Çok etkin bir anlatım bulunmasa da içerik anlamında üç öğrenme stili hakkında detaylı bilgilere yer verildi.dsc2616

Seminerin devamında da yine Melike URAL GÜNTAN’ ın sunumuyla “Zihin Haritalarıyla Hızlı ve Kalıcı Öğrenme” konusu anlatıldı.

Örnek zihin haritalarıyla desteklenen sunumda nasıl etkin not tutmanın günlük hayata bile nasıl uygulanabileceği konularına kadar anlatıldı.dsc2625

Başlayan Her Şey Biter

           Klişe sandığımız, gördüğümüzde veya işittiğimizde yüzümüzü ekşittigimiz bazı cümleler vardır ki aslında nice insana yol göstermiş ve geleceğin belirsizlikleri içinde onların karanlıklaşan hayatına ışık tutmuştur. Başlıktaki söz, işte tam o cümlelerden birisi. Bu yüzden bu cümleyi ve içeriğini güzelce bir ele almak istiyorum.

          Günlük hayatta karşılaştığımız birçok problemimize o kadar çok fiziksel ve zihinsel enerjimizi kanalize ederiz ki sevdiklerimize, etrafımızdaki bizden ilgi ve zaman bekleyen birçok şeyden uzaklaşır, tabiri caizse batarya zayıf bir şekilde karşılarına çıkarız. Artık ne kadar etkin zaman ve alaka verebiliriz aşikardır. Günlük yaşamın adeta vazgeçilmezi olan stres ve yoğun tempo, bunca araza sebep olurken sosyal varlıklar ve ailesi, sevdikleri olan biz insanlar nasıl olacak da onlarla daha güzel vakit geçireceğiz? Çok yöntem ve ipucu olabilir; ancak işte güzel bir ipucu: başlayan her şey biter.

Şimdi konumuzu iki açıdan değerlendireceğim:

     1-Olumlu anlam: Karşılaştığımız her kötü şey biter.

Şimdi hemen hayal ediniz, şimdiye dek sabah akşam kafanızda çözemediğimiz, nasıl yaparım diye kendinizi parçaladığınız kaç tane sorun hâlâ çözülemedi. Bu gerçek, problem anında akılcı düşünmek, her an sorunla yaşamaktan biraz zor hale gelmektedir. Kendimizi teselli etmekten farklı bir şeyden bahsediyorum. Yine gerçek ortadadır ki en büyük meselemiz dediğimiz birçok sorun zaman içerisinde mutlaka bir çözüme kavuşmuştur. Geriye de bizdeki fazladan duyduğumuz endişe ve kaygıdan başka bir şey kalmamıştır.

          Hemen yeri gelmişken aklımıza gelebilecek bir soruya da yanıt verelim. Çözülmeyen veya olumsuz biten problemler ne olacak? Aslında bunun basit yanıtı yine başlık cümlemizde halihazırda mevcuttur: bitmiştir. Fakat elimizden geleni yapmamıza rağmen değişmeyen, kötü bitmiş sorunlarımız için dövünmemizin anlamsızlığı ve bizdeki oluşturduğu huzursuzluğun vehametini anlatmaya hacet olmasa gerek. Elimizden geleni yaptıktan sonra olumsuz ihtimaller bile olsa gerçek, biteceği’ dir. Günümüzü gecemizi karartan çok sorunumuz için bu hatırlanmalı.

     2- Olumsuz anlam: Güzel olan her şey biter.

Bazıları ilk bakışta pesimist bir yaklaşım olarak karşılayabilir yukardaki ifadeyi; ancak kötümser olarak ele almayacağım. Kastım şunlardır ki yarını ve dünü düşünmekten bugünü kaçırdığımız zamanların sayısı hiç de az değildir. Ayrıca yanımızda sevdiklerimiz, iyi insanlar mevcutken varlıklarının bazen farkına bile varamayız. İşte günü kaçırmak ve sevdiklerimizi görememek durumlarına da bir gönderme yapar biteceği gerçeği. Yanındakilerin bir gün uzaklarda olmadan değerinin anlaşılmasını tavsiye eden zaten birçok söz okumuşuzdur. Çok net söyleyebiliriz ki bugünü yaşarken bugünün biteceğini, yanımızdakilerin günün birinde gideceği hakikatini göz önünde bulundurup kıymet bilerek anı yaşamak, onlara sımsıkı sarılmak gerekir. Âtî pişmanlıklarına bu anlamda merhem olabilecek en büyük deva da hatıralar olsa gerek.

          Evet, ister olumlu anlamda düşünelim ister olumsuz, bitme hakikatine vakıf olmak, değeri sonsuz bir erdeme yelken açtıracak bir vizyon kazandırır insanoğluna. Sorunların girdaplarında can çekişirken, akıntıya sevdiklerini de sürükleyen, çevresindeki ve elindeki güzellik ve ayrıca kıymetine paha biçilemeyeceklerin yok oluşuna dövünen onca mutsuz ve umutsuz insan için cümle basit ve manidar: “Başlayan her şey biter!”; bu yazı da…

1

Futbol Üzerine

futbol

Lig boyunca haftada yalnızca 1 futbol maçı seyreden bir kimsenin 10 yılda yaklaşık 1 ayını maç seyretmek için ayırmış olacağını tahmin eder miydiniz? Buradan, izlemeyen kimse atom parçalamıyor olabilir nihayetinde, yorumlarını duyar gibi olsam da; işin içine maç özeti, tartışmalı pozisyonları, gazetedeki haberlerini, transferleri takip etmeyi de katarsak futbola ayrılacak süre sanırım ay değil yıla da tekabül edebilecek. Okumaya devam et

Sınav Anne Babalarına Öneriler

  • Bıktırmamalı. Sürekli “ders çalış” demek yerine farklı şekillerde yaklaşmalı.(ör: hedeflerinden konuşun)
  • Öğrencimizin gevşediğini hissedince bunun nerden kaynaklandığına ulaşmaya çalışınız.
  • Deneme sınavı ve çalışma taktiklerini takip edin, sonuçlar üzerine okulla da sık görüşünüz.
  • Çocuğunuz hakkındaki gelişmeleri dedektifsel ve yargılayıcı bir üslup kullanmadan sevgi ve ilgiyle takip ediniz.
  • Çalışması için gerekli şeyleri temin ediniz(oda, kitap vs.). Unutmayın ki eğitim en gerekli yatırımdır.
  • Çalışma vaktine saygı gösteriniz, çalışırken TV vs ile rahatsız olmasına izin vermeyiniz.
  • Değişikliklerin hemen olmasını beklemeyiniz, sabır gösteriniz. Sabrederken takibi ihmal etmeyiniz.
  • Öğrencinizle iyi iletişim kurunuz. Suçlayıcı, sorguya çekici, kötüleyici bir dil tercih etmeyiniz. Çözümcü, olumlu ve onun kendini değersiz hissetmeyeceği bir dil kullanınız.
  • Öğrencinize “Seni anlıyorum” demek yetmez, anladığınızı hissettiriniz.
  • Sık olmamakla birlikte eğlenmesine de zaman tanıyınız. Ölçüyü kaçıracağını hissettiğinizde ceza vermek yerine gelecek hayallerinden konu açın. Kontrolü kaybedeceğinizden endişe ederseniz okulla konuşunuz.
  • İhtiyaçları konusunda sık sık konuşunuz. Ev işleri vs olabildiğince azaltınız. Gelecek sene pişman olmamak için imkânlardan olabildiğince faydalanmasını sağlayınız.
  • Asla KIYASLAMA yapmayınız. “Komşunun oğlu, teyzenin kızı şu puanı alıyormuş, sen daha nerelerdesin” gibi konuşmalar öğrencinizin çalışmasını sağlamaz. Tam tersine moralini bozar. İlla ki karşılaştıracaksanız kendi puanlarını karşılaştırınız. Doğrusu da budur. Yıl boyunca çalışma ve gelişmeleriyle ilgilenmeyen anne babanın sene sonunda karneyi değerlendirmeye hakkı olduğunu söyleyemeyiz.
  • Aşırı eleştirmeyiniz. Yanlışını söylemeli ama devamlı üzerine gidilirse sözlerimiz etkisini yitirecektir.
  • Başarılarını da görünüz. Pahalı, zor bulunur hediyeler almak, öyle tebrik etmek gibi bir zorunluluk olamaz. Takdir edilmeli, sonra da bunun kendisi için gerekli olduğunu, gerçek ödülün onun kendi geleceği olduğunu hatırlatmalı.
  • Gelecekle ilgili kararları alırken ortak bir noktaya varmaya çalışın. O yanlışı istiyorsa bile bunu onunla konuşun. Çözülemezse okuldan yardım isteyiniz.
  • Sınavı hayatın sonu olarak görmeyin, çocuğunuza da bunu hissettirin. Unutmayın ki sınav önemli ama her şey demek değildir.

Sınav Kaygısıyla Baş Etmede Bazı İpuçları

  •   Hazırlanmakla ilgili endişeler, sinav kaygen büyük kaygı kaynağıdır. Yeterince çalıştığınıza emin olun.
  •   Sınavı hayatınızın tek çıkış noktası olduğunu unutun, öyle bir şey yok. Başarılı olmak işe yarar ama her şey o demek değildir.
  •   İnsanların size “Sen mi kazanacaksın, hadi ordan, mümkün değil” gibi yanlış telkinlerine de “Bak, eğer başaramazsan yıllar süren başarının altında bir puan gelirse rezil olursun” tarzındaki konuşmaları da kulak arkası etmeyi başarın. Çoğu zaman amaçları sizi motive etmek, size moral vermektir ama bilmezler ki bu yaptıkları doğru bir yöntem değildir, onların söylediklerini unutun gitsin.
  •   Sizi iyi hissettiren insanlarla daha çok vakit geçirin.
  •   Felaket senaryolarına gerek yok. Sözgelimi yarın güzel bir piknik yapacaksak tüm hazırlıklarınızı önceden hazırlarız; yağmur yağma ihtimalini düşünerek hazırlıklardan vazgeçmeyiz. Tıpkı bunun gibi kötü bir sınav geçme ihtimali var diye moral bozmak, çalışmamak gibi bir şey olamaz.
  •   Kötü senaryoları düşünmemenin yanında olumlu düşünün. Düşüncelerimiz davranışlarımızı etkiler, olumlu düşüncelerle olumlu sonuca gitme ihtimalinizi yükseltin.
  •   Sınav, bir bilgi ölçme aracıdır. Onu bir canavar gibi hissetmeyin. Bilgi birikiminiz az da olsa çok da sınavda yapabileceğiniz/yapamayacağınız sorular mutlaka olacaktır. Elinizden geleni yapın, bildiklerinizi gösterin.
  •   Gerçek sınav öncesi birçok prova, ciddi deneme sınavları yapın; o ortama alışmış olun.
  •   Bir sonraki yıl olacakları merak edersiniz, bu doğal. Ama bunu tedirginlikle yoğurmamalı. Her zamanın ayrı değeri vardır, bu yıl, seneki ve sonraki yıllar. Aceleye gerek yok, bu senenin de yaşanması gereken bir şey olduğunu düşünün.

Ders Çalışma Programı Hazırlarken

Sevgili öğrenciler. Elimizde uzun bir gün vardır, bunu değerlendirebilir, gelecek hayallerimize uygun bir hale getirebiliriz. İşte bu amaç için birkaç öneri;

  • SAAT-DAKİKA
    • Öncelikle kendinizi iyi bilin, tanıyın; düzenci mi yoksa rahat mısınız bunu belirleyin. Düzeni seven biriyseniz dakika dakika gün içinde neler yapacağınızı belirleyin. Programı dakikalara da ayırarak hazırlayın ve uymaya çalışın. Ancak rahat olmayı seven biriyseniz belli saatler arasına (ör. 18:00-20:00) yapılacak işin yazın, bu sizi daha rahat hissettirecektir.
  • MOLALAR
    • Çalışma arasında verdiğiniz molaları illa ki belli bir dakika çalıştıktan sonra vermek zorunda değilsiniz. Genelde söylenen 45 dakika çalış, 15 dakika mola şeklinde bir zorunluluk yoktur. İster 30 dakika olsun ister 2 saat olsun, zamanı değil ne kadar yorulduğunuza önem verin. Ancak kendinizi kandırıp 10-15 dakika çalışıp yoruldum şeklinde olmamalı. Devam edin ve korkmayın; beyniniz yorulmaz. Yorulan, dinlenme ihtiyacı hisseden boynunuz, beliniz, kollarınız veya gözünüz olabilir ama beyniniz asla! O yüzden eklemlerinizi ve gözünüzü dinlendirmek ve bir an olsun dikkati başka bir yere odaklamak için uzun olmayacak zaman aralıkları verebilirsiniz. Bu süre yine size özel, fakat 15 dakikayı aşarsa geri dönmekte zorlanacağınız için bu süreyi uzatmamanız önerilir.
  • DEVAMLILIK
    • Programın amacı sizi çalışmaya alıştırmak, ağır adımlarla sürekliliği sağlayıp başarılı olmanızı sağlamaktır. Bu yüzden her gün programa dair yapmanız gereken bir şeyler olduğunu hatırlamalı ve bunu yapmak için erinmemelisiniz. Bir gün 4-5 saat çalışıp diğer gün hiç vakit ayırmamak yanlıştır. Zaten bir gün uzun süre ve abartarak, kendinizi bezdirerek çalışırsanız ertesi günlerde bıkacak ve her şeyi tamamen bırakacaksınız. Bu yüzden ağır ama istikrarlı bir seyir gereklidir; birkaç gün değil her gün çalışmak gerekir.
  • KİME ÇALIŞTIĞINIZ
    • Birçok aile gibi eminim sizin aileniz de “ders çalış oğlu, dersine bak kızım…” gibi cümlelerle başlayıp başarısızlık örnekleriyle bezedikleri hikayelere devam eden konuşmaları sizlere sık sık yapıyordur. Elbette amaçları sizin geleceğiniz içindir, siz de iyi bilirsiniz ama bu konuşmanın nereden geldiğini, icap ettiğini fark etmek gerekir. Çoğunlukla bunun sebebi sizdeki yetersiz istek ve harekete geçmedir. Siz eğer bir program dahilinde devam ederseniz onların bu cümlelerinden de kurtulmuş olursunuz. Ve aslında siz onlar için ders çalışmıyorsunuz, kendiniz için. Bunu hatırlayın ve kendinize bir iyilik yapın.
  • TAVSİYE SAATLER
      • Sabahın ilk saatleri
      • Okuldan geldikten 30-45 dakika sonra1
      • Yatmazdan önceki tekrarlar
      • Yemeklerden 20-30 dakika sonra
  • UYGUNSUZ SAATLER
      • Okuldan hemen gelince1
      • Yemekten hemen sonra
      • Akşamın geç saatlerinde konu çalışmak
  • 1Bu çoğunlukla böyledir. Her kişi için aynısı geçerli olamaz. Eğer o saatlerde iyi hissediyorsanız başlayın gitsin.

Ebeveynlik Mesleği

Dünya üzerinde yüzlerce meslek ismi sayılabilir. Maddi getirisi yüksek/düşük, sosyal güvencesi olan/olmayan vs. farklı özelliklere sahip nice meslekler… Neyi istediğimize, yeteneğimize ve de belki de çevremizin etkileriyle, bazen de maalesef eğitimde yönlendirme konusundaki zafiyetlerden kaynaklanarak doğru/yanlış bir meslek tutarız hayatımızda.

Öyle veya böyle aslında mesleğimizi hepimiz kendimiz seçeriz. Ama isteye isteye, ama yaşamın bizi sürüklemesiyle. Fakat öyle bir meslek var ki, anne-baba vasfına sahip olmak isteyen insanların otomatik olarak mensubu oldukları, hiçbir sosyal güvencesi olmayan, tamamıyla sevgi üzerine inşa edilen bir meslek; ebevenlik.

Malumumuz, çalışma şartları kolay veya zor diye niteleyebileceğimiz meslekler vardır. Ebeveynlik, kriterlerine göre diğer mesleklerle mukayese edildiğinde “zor” meslek sınıfına dâhil etmemiz gerekecektir. Neden mi?  Geliyoruz şimdi.

Verdiğim seminerlerde ve yaptığımız veli toplantılarında sık sık bu mevzuyu gündeme getirir ve sorarım ailelere mesleğiniz nedir diye. Aldığım cevapların yanına ben de “bir de ebeveynlik herhalde” deyince önce şaşırıp sonra hak verir mahiyette kafalarını sallıyor aileler. Gerçekten de ayrı bir uğraşı, zaman, emek, özveri isteyen ebeveynlik, apayrı bir meslek meyanında gerektirdikleriyle anne-babaları sorumluluğu altına alıyor. Bu arada bu meslekte bir patronun bulunmaması da denetimsizlikle birlikte iş vicdanda kalıyor maalesef.

İşten yorgun-argın gelen bir beyefendi/hanımefendi. Sonra biten o yorucu mesainin ardından yepyeni bir mesai, onca stres üzerine yeniden bir ekstra efor, anlayış, tahammül, ilgi ve aslında “sevgi”. Tavsiye edildiği kadar uygulaması kolay olmasa gerek.

Bu mesleğin bunca zorluğuna rağmen, çocuklarımızla etkili vakit geçirmeyi bir stres atma aracı olarak kullanmamız, öyle hissetmemiz lazım. Ayrıca evde ders çalışma disiplini ve planı takip etmek, birlikte okuma saati icra etmek, gerektiğinde ödev ve çalışmalara mümkün olduğunca yardım edip gün içindeki yorgunlukları bahane edip bunlardan kaçmamak, bunları bahane olarak kullanmamak icap eder. Unutmamalı ki o sizin bir taneniz ve onun için çok şeyden gözünüzü kırpmadan yeni bir mesleğe başlamak da dâhil fedakârlık yapmaya hazırsınız. O halde çocuğunuz için, kendi mesleğinizin dışında devam ettiğiniz “ebeveynlik” mesleğinde terfi almak için ne gerekiyorsa yapmalı.

Paşa Torunu Sayısalcılar!

               Bugün, çalıştığım lisede 9. Sınıf öğrencilerimize alan seçimi (yeni adıyla ders seçimi ama neticeye bakmak lazım) başlamadan önce onlara birkaç taktik verdim. Anlattıklarımı ilgi ve dikkatle dinlemelerinin belki de en büyük sebebi kafalarında oluşan, seçecekleri derslerin bölüm ağırlığının ÖSYS kapıyı çaldığında onlara sunabileceği avantaj ve dezavantajları görmeleriydi.

                Açık ve net olarak söylemek mümkün ki ülkemizde sözel bölüm yani sözel ders seçimleri yapılan sınıflar, yapılan son değişiklikle farklı bir bölümden tercih yapıldığında katsayının değişmemesi kararından sonra ihtiyaç kapısı haline geldi. Şöyle ki kendi alanına net veya puan bazında güvenemeyen TM ve MF öğrencileri, TS’ den hiçbir puan kaybı olmadan tercih yapabilir hale geldi. Sayısal öğrencisi, alanı olan sayısaldan bir şeyler yapıp üzerine sözel konuları da koyarken durumum aksi sözel öğrencimiz için mevzubahis değildir. Zaten hali hazırda kendi alanından rakip fazlası olan sözel öğrencileri, başka kulvarlardan birilerinin de yarışa dâhil olmasını sayısal derslerden çakmamakla birleştirerek daha ağır bir külfete giriyor.

                Geçtiğimiz seneki ÖSYM istatistikî verilerine göz atarken, katsayı olayının yani şeklinin sözel öğrencileri açısından doğurabileceği sonuçları tahmin etmek hiç de zor değil. LYS- 3 denilen Edebiyat- Coğrafya testine 2011’ de katılan yaklaşık 650 bin öğrenci varken Fizik- Kimya- Biyoloji’ den oluşan LYS- 2 testine aynı yıl 280 bin öğrenci katılmıştır. Sonuç olarak sayısal bölümü öğrencilerinin akın akın, hiç olmazsa şansını denemek babında bile sözel sınavlarına (LYS 3 ve 4) girmeleri ve belki de oradan tercih yapmaları muhtemel olacaktır. YGS’ den yaptığı sayısal sorularıyla sözel öğrencilerinden daha da öne geçebilecek bu öğrenciler TS’ cileri zor bir girdaba sürükleyebilecektir.

                Alanlara göre (MF TM TS) üniversite taban puanları incelendiğinde de MF girişli bölümlere yerleşme puanlarının diğer alanlara kıyasla daha düşük olduğu, MF’ den yerleşilebilecek bölüm sayısının da çok daha fazla olduğu bilgilerini de ele alarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki şu anki ÖSYS sistemi, öğrencinin sayısal dersleri de belli bir seviyede bilmesini istemektedir. Ama az, ama çok fizik, biyoloji veya matematik bilgisi olmadan güzel bir bölüme yerleşmek, TS mezunu bile olsanız böylesi bir rekabette çok zor hale geldi. Dolayısıyla şu vakit sözel bölüm şeklinde telakki edilen bir kapı, arkasında onca zorluğu aralamaktan daha başka bir şey vaat etmemektedir.

                Ve uzun lafın kısası, muhtarın oğlu-kızı veya paşa torunu olup torpil geçilecek zaman çoktan geçmiş gibi. Fakat bunun imtiyazı sayısal bilmekten geçiyor; ÖSS ile ilişkin varsa sayısal bilmelisin arkadaşım.

Önderler

Yönetim… Hakkında yüzlerce hikâye veya bilimsel kitap bulabileceğimiz, önemli hissettiğimiz konu. Lider-yönetici karşılaştırmaları, nasıl iyi idareci olunur bu ve bunun benzerleri yıllardır dillendirilen ve çok kafa ağrıtan mevzular. Konunun geniş dalları budakları olduğundan burada altını çizmeyi düşündüğüm şey yönetimle altbirimler arası ilişkinin niteliği olacak.

Her yönetici elinin altında, himayesinde veya emrinde bulunan bireylerin kaliteli ve işbilir olmasını ister. Nedeni elbet basit, malum başarı. Ne vahimdir ki kaliteli çalışan isteyen, hem de en iyisinden olsun diyen bazı kısım yönetici, yönetme kısmını sadece isminde taşıyıp faaliyete geçiremeyerek kendinde olmayan kalite vasfını çalışanlarından beklemektedir. Hoş, tabi ki böyle bir beklenti kalitesiz bir yöneticinin de hakkıdır elbette. Ancak var olabilecek kaliteyi yoğuracak, kanalize edecek veya örgütleyecek usta eller ya da gerçek bir yönetici olmadıkça alt birimlerin niteliğinin ne kıymeti ola?

Ne yazık nitelikli çalışanı olup kullanamayan yöneticilere, ne mutlu azı çok yapabilen, sevgiyle önde olan önderlere…

1

Yeni Dönem

İkinci dönem başlıyor! Uzun sayılmayacak bir aranın ardından zil yine çaldı, ders zili. Soğuğun en içten veya samimi şekilde hissedildiği, yaşamakta olduğum şu ilçeden yine samimi günaydınlarıyla içimi ısıtan öğrencilerim de olmasa, hani bahsedilen pazartesi sendromu var ya, onu tatil x pazartesi şeklinde telakki edip kat be kat daha ağır bir ağırlık altına girmemem işten bile değil.

Ve bir de dipnot bugünden kendime: eğer idari kadroya ilerde olur da geçersem okul açılış ve kapanış zamanlarında öğrencilere kısa ve esprili fakat bilgi veren ve yönlendiren bir konuşma mutlaka yapacağım.

Yeni dönem hayırlı uğurlu olsun bizlere…