Hayat Saatlerini İleri Alınca

Saatler… Her bir salisenin, saniyenin, dakikanın, saatler ve diğer zaman birimlerinin birbirini kovalamasıyla da asırlar… Yaz saati uygulamasına geçtiğimiz şu günlerde bir saatin nasıl bir şey olduğunu aklımdan geçirdim ve sizlerle paylaşayım dedim. Bir düşünsenize, bugünlerde birkaç gün önceki saatten bir saat erken yatıyorsunuz. Bunun farkındasınız ama zihniniz saatin geç olduğunu fark edince otomatik olarak size uyku sinyallerini vermeye başlıyor. Hâlbuki önceki haftalarda, yaz saatine geçilmeden önce, diyelim ki 23’te yatıyordunuz ama bir gün için 22’de yatmayı denediniz. Bu uykuyu gerçekleştirmede ne kadar başarılı olabilirdiniz ki…

Aslında hayatımızın saatleri birer birer değil, 24’er 24’er akıp gidiyor. Cuma gelince “tatil geldi, oh be. 2 gün dinlenelim” serzenişlerimiz akla şu soruyu getiriyor: “hafta sonu ve saattatiller bizim de, hafta içi başka birine mi ait?”. Doğru anlayalım, “tatilde dinlenmeyin, çalışın” mesajı verilmiyor. Tatil olsun olmasın her saat bizim saatimiz, her gün bizim günümüz. Tabi ki biraz da mecburen zaman ayırdığımız faaliyetler var; hem de çok. Eğitim döngüsünün, sürecinin içinde devam ettiğimiz için bu kaçınılmaz. Bu mecburiyetlerimiz, ülkemizin her şehrinde üç aşağı beş yukarı aynı devam ediyor: yani kimse için fazla fark yok. Ancak farkı oluşturan şey, o zorunlu etkinliklerin dışında kalan serbest zamanlarda neler yaptığımız. Ya da neler yapmadığımız, yapmak isteyip yapamadığımız, yapmak istemeden yaptıklarımız…

Bize bahşedilmiş adeta bir hediye olan, saatlerden çok daha farklı çalışan nefeslerimiz var. Bu nefesleri neyle harcayabiliyoruz, nasıl planlıyoruz? Çok mu bol keseden savuruyoruz, kosu5tc9yoksa çok mu cimriyiz? Ya da yavaş yavaş nefes alıp yaşama süremizi mi artırıyor, bol bol koşup hızlı nefes alarak yaşamımızı mı kısaltıyoruz? Tabi ki hiçbiri, hepimiz biliyoruz. Geçen gün gözüme ilişen anlamlı sözü tam burada aktarmak istiyorum: “İnternetin sınırsız olabilir, ama zamanın sınırsız değildir. Ömür kota’n her an dolabilir“. Cep telefonu internet kullanıcısı arkadaşlarım “kota”nın ne olduğunu iyi bilirler. Hatta bu kotayı doldurmamak için tedarikli, dikkatli olarak internete girerler. Peki, hepimiz “ömür kota”mız için nasıl dikkatliyiz? Yoksa bizdeki bu rahatlık, kotanın nerde dolacağını bilmememizden mi kaynaklanıyor?

Yok hayır; telaşlanalım, zaman bitiverirse n’olcak diye endişe edelim diye değil arkadaşlar. Farkındalık oluşturma çabası diyebiliriz. Emin olun, hem öğrencilik yıllarınızda hem de iş hayatına atıldığınızdan ömrünüzün sonuna kadar bu konularla kendi içinizde hep bir savaş vereceksiniz. Eğer bu savaşa öğrenciyken hazırlanır, teçhizatlı olursanız gelecekte daha iyi bir başarı grafiği sergileyebileceksiniz. Geçen günlerde üniversite sınavına bir yakını girenleriniz bileceklerdir; zamanın farklı ilerlediği yerler vardır. Sınavda, banka kuyruğunda, okul çıkışlarındaki sıkıcı olan konuşmalarda ya da çok hoş muhabbet bir arkadaşınızın yanında… Belki matematik testi çözerken, belki matematik testi çözmek yerine nette takılırken… Yukarda saydığım durumların her birinde, her birimize göre 1 saat farklı uzunluklardaymış gibi gelebilecektir. Fakat nasıl geçerse geçsin, o bir saat hayatımızdan kaybolan bir saattir.

Zamanda geriye ya da ileriye gitme şansımız maalesef yok arkadaşlar. Hatta zamanı şöyle bir durduralım da soluklanalım deme şansımız da… Fakat tek imkânımız olan, gücümüz yeten şey onu, zamanı kullanmaktır. Neye mi? Tabi ki eğlenmeye, dinlenmeye, yeni şeyler görmeye, deneyimlere… Ve ayrıca gelecek hedeflerimize yönelik günlük görevlere…yaprak-1 Düzenli olarak devam eden ve zamanı doğru kullanan hiçbir kimse yoktur ki zamanın yengeç misali kıskaçları arasında ezilsin. Kotamızdan yiyoruz arkadaşlar, ben bu satırları yazarken ve sizler de bunları okurken. Zamanın; boşlukta rüzgâra esir olmuş bir yaprak misali rüzgâr ne tarafa eserse oraya savurduğu gibi kendisini savurduğu insanlardan değil; zamanı, amaçları için efendisi haline getirenlerden olabilmektir asıl amaç. Zaman sizin ve geçiyor. Onu iyi kullanın; kota’nız dolmadan…

127 defa okundu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*