Türkiye’de Psikolojik Danışman/Rehber Öğretmen olmak

Klişe konuşmaktan haz etmediğimden olsa gerek, mesleğiniz nedir sorusuna kimi zaman psikolojik danışman, kimi zaman da rehber öğretmen diyorum. Burası Türkiye. Ne iş yaptığınızı bir çırpıda söylemek zor bazen. Neden mi? Haydi birlikte konuşalım.

Psikolojik danışmanım deyince neler oluyor? Siz de tahmin ve takdir edersiniz ki karşıdaki, sorunu/derdi olan milyonlarca insanlardan sadece biri olunca hemen bir dert açma girişimi başlıyor. Ha sakın eleştiriyorum gibi hissetmeyin. “Derdi olan neylesin?”. Hatta böylesi bipsi danr çözüm arama girişiminde bulunmak, sorunu/durumu çözmede sorumluluk almaya istekli olmanın ilk adımı olduğundan iyi bir şey bile diyebilirim. Zaten sorunlara da mümkün olduğunca yardım etmeye çalışırım. ‘Mümkün olduğunca’; çünkü bu tür ayaküstü bir yardım, bireyi psikoterapik açıdan tanımadan profesyonel olarak mümkün değildir.

Bahsettiklerim ve gözlemlerimden hareketle genel olarak ülkemiz insanı giderek psikolojik anlamda destek almaya eskisi kadar soğuk bakmıyor. Birçok insanımız bir psikologu olmamasına ve uzman bir danışmandan yardım almamasına rağmen destek için psikologa gidenleri yadırgamıyor, konuya dair programları takip edip kulak kabartıyor. Çünkü anlattığım pratik bazı çözümlere dair belli bir altyapıya sahip onlarca kişiyle karşılaştım. Dahası, psikoloji jargonuna özel kelimelere hâkim olanlar bile vardı. Bu durumlar da giderek daha ümitvar olmaya yönlendiriyor beni.

Yeri gelmişken, iki binli yılların başından ta geçmiş birkaç yıla kadar popülerliği tartışılmaz olan kişisel gelişimin, psikolojiyle birbirine karıştırılması, daha kötüsü de psikolojik destek verme adı altında kişisel gelişim propagandalarının yapıldığı birçok mecraya şahit olduk. kisisel-gelisimPsikolojik destek alanında uzmanlığı olmayan onca şarlatan türemişti. Böyle çalışanların neyse ki sayıları giderek azaldı ve iş giderek gerçek erbap olan, lisansı olan kişilerin eline geçmekte. İyice çoğalan psikolog ve psikolojik danışmanlar, toplumumuzun ruh sağlığı hizmeti ihtiyacını giderebilmek için varlıklarını iyi hissettirmekteler. Bu yazıyı kaleme aldığım şu zamanlarda henüz meslek yasası bulunmaması da bu mesleklere haiz bizler için apayrı bir kanayan yara durumunda. Ancak tek teselli kaynağımız olarak 10 yıl öncesinden 5 yıl öncesine, 5 yıl öncesinden de şimdiye kadarki meslek ve mesleğe dair insanların bakış açısının gelişme evrelerini gösterebilirim. Temennimiz ise bir an önce meslek yasasına kavuşmak; daha güvenli bir şekilde ruh sağlığı hizmetlerini yürüterek insanlığa faydalı olmak.

Öğretmenim deyince ne oluyor? Hemen sonra bir soru daha mutlaka geliyor: Ne öğretmeni? İşin ilginci ise, öğretmenim cevabını verdikten sonra karşıdaki kişinin vücut tepkileri. Ülkemizde, kötü timsaller sebebiyle midir, geçmişte dayak yiyen öğretmenler için bazı siyasilerin “biz büyük bir camiayız, bizde olur öyle şeyler” dediğinden mi veya şimdiki öğretmenler “zamane çocukları…” diye başlayan cümledeki çocukların büyümüş hali oldukları için midir tahmin etmek güç, ama öğretmen olmanın maalesef fazla bir değeri kalmadı gibi görünüyor. Belki de bu yüzden, bahsettiğim vücut tepkileri hiç de az olmayacak defa,  küçümseyici hissettiğim bir bakış fırlatma şeklinde oluyor.

“Rehber öğretmenim.” O da ne ki, ne iş yapar bu diyenlerin sayısı hala bana göre fazla. Bize anlatmak düşüyor tabi. Sözlerden çok icraatlarımızla konuşmamız gerektiği ise, başta kendim sonra tüm meslektaşlarım için bir özeleştiri konusu olabilir, ayrı mevzu. “Derse girmiyorum dedin, not vermiyorum dedin, sınav yapmayıp nöbet de tutmuyormuşsun, e soru işaretiisen nasıl öğretmensin?” diyen amca ve teyzelerim gayet de haklılar bence. Unvan konusu bizlerde karışık maalesef. Öğretmen statüsünde, psikolog görevlerinde çalışmamız, hala doğru ismi bizlere kazandırabilmiş değil. Çok sayıda meslektaşım, psikolojik danışman unvanının rehber öğretmen unvanına göre daha kabul edilebilir olduğunu savunmakta. Ancak hala kabul edilen “rehber öğretmen”. Bu da uzun yıllardır tartışılagelen bir konu ama şunu söyleyip kapatayım. Üniversiteden mezun olduğumuz bölüm “Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik”.

Okullarda çalışan psikolojik danışman olarak bizler, genel olarak diğer öğretmenler ve idareciler tarafından tam konumlandırılamamaktan kaynaklı problemler zaman zaman yaşamaktayız. Ancak ülke bazında psikolojiye ilginin artması gibi okul içinde personelle ilişkiler de giderek olumlu bir kıvama gelmekte. En azından benim gözlemim bu.

Gördüğüm ise, 10 yıl önceden bu zamana insanların psikolojik danışmanlara bakış açısı böyle değişmişken, 10 yıl sonra çok daha olumlu gelişmelerin olacağı yönünde. Tabi devlet eliyle alınacak bazı tedbir ve kararlar, mesleği icra eden arkadaşlarımıza destek olacak şekilde düzenlenirse yılları beklemeye hiç gerek kalmayacak, ruh sağlığı alanındaki desteklenmeler azami seviyeye daha hızlı ulaşacaktır.

1

301 defa okundu.

Türkiye’de Psikolojik Danışman/Rehber Öğretmen olmak” üzerine 2 düşünce

  1. Sevgili tunahan oncelikle sitene ilk kez bakma firsati buldum ve hayirli olsun demek istiyorum…Yazini okudugumda aklima gelen birkac seyi paylasmak istedim; yazmis olduklarinin bir kismina katilmakla birlikte toplumdaki bu artan psikoloji merakinin olumlu bir gelismemi yoksa durup uzerine kafa yorulasi bir mesele mi olup olmadgyla ilgili suphelerim var…Kulturel kaynaklarimiz ve pek cok degerimiz yok olmaya yuz tutmus olmasin?…

    • Kıymetli meslektaşım Hümanur, siteme hoş geldin.
      Bahsetmiş olduğun psikoloji merakının ve kültürel problemlerin varlığına dair düşüncelerine harfiyyen katılıyorum. Üniversitedeyken de bu konuyla ilgili derslerde birkaç defa tartışma yapıldığını hatırlıyorum.
      Psikolojiye olan merakın artması, sadece bir sonuçtur. Bu yüzden toplumsal, ahlaki bazı aksaklıkların buna neden olduğunu varsayarsak psikolojinin gayet masum olduğunu kabul edebiliriz. Ancak bilirsin, davranış bilimleri, bir bilim olmadan önce de insanlar arasında profesyonel olmasa da danışmanlık seviyesinde sağaltımlar sağlanabilecek destekler insanlık tarihi kadar eskidir. Tıpkı zührevi hastalıklar ve tedavileri gibi. Meselenin geldiği noktada postmodern dünya düzenine kabahat bulmaktan kendimi alamayacağım doğrusu. Ancak, bu durumun karşısında dik duramayışımız da toplumca bizim eksiğimiz olsa gerek. Medya, sosyal medyanın bundaki başrolü oynayışı, internetin yaygınlaşması, onca nimetin arasından böyle bir külfete sebep olmuş olabilir.
      Kültürel değerlerimizdeki gediklerin sosyologlarımız, sivil toplum kuruluşlarımız ve devletin eliyle aydın insanlarımızın katkılarıyla kapanabileceği gerçeğini bilerek, hiç değilse biz psikolojik danışmanlar olarak kültürümüzle sentezlenmiş yöntemlerle mesleğimizi icra etmek ve yozlaşmaya karşı çalışmaları desteklemekten başka elden bir şey gelecek gibi görünmüyor.
      Doğru noktaya, farklı bir bakış açısıyla yaptığın yorumun bana ayrıca ilham verdiğinden uzunca yazma yoluna gittim. Katkın için minnettarım, teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*