İnsan Olmak

Hayatta birçok zıt terim vardır. İlk aklıma gelen beyaz ile siyah, iyi-kötü, güzel-çirkin vb. Ve aydınlık ile karanlık… Bu iki terim aslında birbirlerine sıkıca bağlı. Aralarındaki bağı ise ziya yani ışık sağlamakta. Ziya ne kadar çok olursa aydınlık o kadar fazla, ve ne kadar az olursa da karanlık o kadar fazla oluyor. Azlık çokluk nispetince değişim sözkonusu olduğundan tam birbirinden ayırmak da muhal oluyor. İllaki karanlık veya aydınlıktan biri mağlup diğeri galip olacak, ancak ikisini birbirinden tamamen ayırmak imkan dairesinde değil maalesef. İyi insan veya kötü insan olmak da işte buna benzer. Eski “Ying-yang “ felsefesi de tam olarak buna işaret eder: her iyinin içinde bir kötülük, her kötünün içinde de bir iyilik vardır. Buradaki iyi-kötü sözcükleri, bütünsel davranışlardaki ahlaki bir içeriği yansıtmaktadır. Dolayısıyla iyi-kötü edimlere sahip olmak, tamamen diğerinden beri olmayı getirmez. Kişinin ziyası -ki ona sağduyu, vicdan veya insancıllık dememiz gerekecek- ne kadar çok ise o kadar aydınlık bir kimse olacak, iyi bir insan olacak. Her ne kadar iyi olursa da olsun, ziyası kemale ermişlerden olmadığı sürece ise karanlıkları kalacak.

Dünya ziyasını güneşten alır ancak güneş her an dünyanın her bir yanını aydınlatmaz, aydınlatamaz da. Zira bu ancak dünyanın etrafını kaplamakla gerçekleşirdi. Ya da diğer bir deyişle iç içe olarak, bikemaliha bütünleşmesiyle meydana gelirdi. Bu ise mümkün değildir. İnsanın en üst manada kötü veya iyi olması da bunun gibidir. İnsani değerleri en yüksek seviyeye gelebilmiş insan aramak kocaman bir dağda yüzük aramak gibidir. İnsanların hata yapmaya meyilleri vardır denir. Az önceden beri savunduğum da buna destek sayılabilir. Lakin hataya yakın olmak onu işlemeyi mübah hale getiremez. İzaha çalıştığımız mevzu insanların var olan ve bütüncül olarak yansıyan taraflarının yanı sıra görünmeyen taraflarının mevcudiyetinin ve bunun ne kadar doğal olduğudur. Bir anne, öğretmen, eş, sevgili, patron, müşteri artık her neyse, muhatabı olduğu bir diğer kimseyle iletişiminde bu var olan durumun farkında olup yer yer daha kabul edici, samimi ve empatik olmayı bilmelidir. Çünkü insan doğasını bilip ona göre hareket etmek olası düş kırıklıkları, yanlış anlayışlar, davranış genellemeleri, davranış-kişilik karıştımalarına engel teşkil edecektir.

Doğru ve etkili iletişim dersleri verilegörsün insanın kendisiyle olan iletişimine eğilmesi, buna mercek tutması mühimdir. Çünkü kendini bilmeyen kimse “…sen kendin bilmezsen daha nice okumaktır” vecizesinden de anlaşılacağı üzere başka çalışmalardan faide hâsıl etmek güçtür. Bu nedenle ki işe kendimizin aydınlık-karanlıklarımızın var olduğunu kabul edip kendimizle barışmakla başlayıp sonra insanlara hata yapma toleransı vererek devam etmeliyiz. İyi kabul edilen bir insanda görülen bir küçük hatayı deve yapmadığımız gibi kötü kabul edilen bir insanın iyi yönlerini görmezden gelmemeliyiz. Suça meyilli kimselerin de iyi taraflarının dikkate alınmadan yaşamaya terk edildiklerini ve belki de bu yüzden bu hale geldiklerini bilip çerçevemizi biraz daha genişletmeliyiz.

Altınyayla, Burdur

2011-09-09

 

1

90 defa okundu.

İnsan Olmak” üzerine 1 düşünce

  1. İnsan Olmak yazınızda toplumca özelikle şu sıralar çok fazlaca ihtiyaç duyduğumuz “birbirimizi olduğumuz gibi kabullenme” konusuna değinmişsiniz. Çok zaman insan kendi yaptığı hatalardan dolayı kendine tahammül edemiyor ki, başkasına etsin. Kendini sevmiyor ki çoğu zaman başkasına yönelsin, onu sevsin. Sokrat’ın “Nefsini Bil!”sözü, “Nefsini bilen, Rabbini bilir” ayeti bize kendimizi bilmek ve kabul etmek hususunda uyarılarda bulunuyor ama nedir acaba kendini bilmek, kabul etmek. Öyle değl mi? Yani, işin teori kısmında hepimiz hemfikiriz, ama pratiğe dökemiyoruz. İlmimizle amel edelim. İlmi bir yük gibi sırtımızda taşımayalım inşallah…
    Bir de şu şiiri paylaşmak istiyorum sizinle, zıtlıklardan bahsedince aklıma geldi:
    ZITLIKLAR
    Her şeye eşit mesafedeyiz
    Aşka- ayrılığa
    Sevince- kedere
    Yaşama- ölüme
    Her şeye eşit mesafedeyiz
    Cennete- cehenneme
    İnsana- şeytana
    Bir sevgiliye uzağız
    Bir kendimize
    (Adil Vaker, Türk Edebiyatı Dergisi, Kasım 2010)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*